6-7 Eylül olaylarını ben annanemden dinledim. o sırada istiklaldeymiş Mefharet hanımcığım, yıkılan cam çerçeve, yağmalanan mağazaların ortasında kalmış. küçüktüm aklımda bir fotoğraf kaldı o hikayelerden, kafasında etiketi sallanan şapkalarla gezen adamlar. çocuk kafasıyla neden o kaldı aklımda bilmiyorum ama o görüntü kendi gözümle görmüşüm gibi aklımda hala, kirli sakalıyla pis pis sırıtan bir adamın kafasında etiketi sallanıyor sağa sola bir şapkanın. ben o adamı birçok defa daha gördüm, yağmacı, faşist, sinsi, ikiyüzlü, kokuşuk, pis bir sırıtış suratında. komşusundaki yemeğin hayaliyle kendi sofrasına oturan, yedikçe yiyen ama bir türlü doymayan, sofrasındaki yemeğin tadını hiç alamamış insan, içinde kin ve tiksintiyle büyüttüğü, kendisinin de hücresi olan o dolmaz boşluğu içine tıktığı her pislikle daha da büyüten hem mahpus hem de gardiyan. herkesi kendine düşman belleyen ve bunla kendini hiç bilemeyen, kendine yabancı, kendine cahil, kokuşmuş, çürümüş bir posa.
tanıyoruz seni kokuşuk.
karanlık bir masalın ilk sözlerisiniz, etiketi üzerinde şapkalarla gezermiş istiklal caddesinde yağmacılar.
6 Eylül 2015 Pazar
17 Mart 2015 Salı
bugün günlerden kronstadt
kronstadt bugünün türkiye'sinde
belki de hiç anlatmadığı kadar şey anlatıyor. 1921'den beri anlattığından başka/yeni
bir şey yok ama sadece devletin zulmüne tanık olan değil aynı zamanda
devletin dışlandığı bir hayatı kurmaya çalışan birbirine benzemez binlerin
hayatına tekabül eden bir şeyi anlatıyor. kronstadt bir devlet rutinidir.
roboski gibi, halepçe gibi, dersim gibi ve devletler varolduğu sürece dahasının
da olacağı gibi. pek bir resmi kaynaklara göre 4127 yaralı ve 527 ölüyle çıktı
işin içinden devletin biri. ateşkes imzaladıktan sonra barış içinde uyuduğunu sanan
devrimcilerin üzerine top atışları yaparak bir komünü sonlandıranla aynı
devlet. bu da bir devlet rutiniydi, artık hepimizin de deneyimlediği gibi.
devletler komünlere güneş doğmadan önce saldırır tüm acımasızlıklarıyla.
kronstadt'a kulak verin, orada senin de hikayen anlatılıyor. 96 yıl önce
seninle aynı şeylerden bahsettiğini göreceksin. fabrikaların idaresini eline
alan işçilere, toprağı özgürce işleyen köylüye, kararların komün içinde
birlikte alındığı bir ilişki biçimine, profesyonelleşmemiş ve tek görevi bilgi
taşımak olan temsilcilere, sovyetin bir iktidar adı olmadan önceki haline bir
kulak ver. zamandan ve mekandan kurtulmuş bir kardeşliğin, kader ortaklığının
izini sürün. geçmiş zamanın perdeleri arasında devlet dersinde yanarak ölmüş,
derisi kayışa dönmüş çocuklar birbirine yapışmış dudaklarının arasından
fısıldıyor sana, katilimi biliyorsun. devrim kendi çocuklarını yemez, çocukları
devlet yakar.
12 Mart 2015 Perşembe
mis gibi bağ
annemle nevresimleri ütülenmeden önce katlama işini
yapıyorduk, hani bir noktada iki kişi nevresimi sıkıca tutup kendini geriye
doğru aynı anda atar ve aynı anda doğrulur ya, tiyatrodaki güven çalışmaları
geldi o sırada aklıma. ayaktayken ya da bir yükseltiden kendini bir başkasının
kucağına bırakıverirsin, o da tutar seni. tutmazsa kıç üstü düşersin ama
düşünmezsin bunu çünkü düşeceğini bilir diğeri, tutmayacak da ne yapacak?
yoldaşlığı düşündüm hemen tabii. anneyle nevresim katlar gibi olmalı yoldaşlık.
aranda ellerinle yapıştığın mis kokulu bir bağ olmalı, nasıl bırakılır ki o
bağ? bağımsızlıkla bağsızlık aynı şey değil demişti biri. sevgiyle selamlarım
kendisini.
11 Mart 2015 Çarşamba
saman kafalar
Neredeyse 20 yıl olmuş vicdani
retçinin kanunlar nezdinde milletvekili olup olamayacağı sorusu aklıma bile
gelmemiş, neden acep, eminim bu konuda yalnız da değilimdir, ne denli
vizyonsuzmuşuz. Kanunlar nezdindeyi cümle içinde kullanma şansını bana tanıyan eş
dosta ayrıca teşekkürlerimi sunarım. Umarım bu fırsatı bir daha yakalamam.
Yel geçer saman kalır, darılardan
ayrılsak, savrulsak da belki bir halta yarar tezeğe tutkal oluruz. Burnumuz
boktan hiç çıkmadı zaten, dert yok. Biz saman kafalar aynı ateşte nasılsa
buluşuruz, sapla saman karışmasın da birbirine, dert yok. Saman kafalı
korkuluklar olalım yine, güzelim kargalar konsun omzumuza, ağzımızda pis bir
sırıtışın eşliğinde sigarayı tellendirelim, kendimizle yanalım belki cadıları
çeker ateşimiz. Dert yok. Güzel gözlerinizden öperim.
16 Ekim 2014 Perşembe
tarihle zuhur
Bu savaş da bitecek elbet. Ve bu savaşa da diğer savaşlar
gibi karşı duran ya da yaşasaydı diğer savaşlara karşı durduğu gibi bu savaşa
da karşı duracak olan şairlerden "pukle"leri bu savaşta ölenleri
sevmedikleri için susanlar paylaşacak sosyal ortamlarda arsızca. Kurbağalara
bakmaktan gelemeyecekler onlar, yapıştıracak o kurbağalar suratlarına,
şiirlerle değil siğillerle dönecekler. Hayat hep kısa olacak ama uçan kuşlar
sıçacak kafalarına. Onları düşünmek güzel şey, ümitli şey olmayacak, en bet
ses: savaş çığırtkanlığının sesi gelecek kulaklarımıza. Tarihle zuhur meselesi
meselemiz, elmanın armudun hesabını yapmadan sevgide de, öfkede de, hınçta da,
direnişte de ayıracağız yollarımızı. Tarihe böyle geçilecek, böyle işte, zuhur
olunduğu gibi; çıplak, çırılçıplak.
23 Eylül 2014 Salı
ılım için hiç de ılımlı olmayan lafazanlıklar
bir taş, altı bir üstü bir, güneşten sonra üçüncü cimi'nin de dediği gibi. tam göbeğine vurduğunda güneş bir eder işte geceyi de gündüzü de. bir eder, aynı eder, denk eder. altı da bir üstü de bir, bilemem hangisi alttır hangisi üst. eşit eder diyorlar günü geceye, eşit. ılıma ılımlı bir yaklaşım sanki bu, neymiş be eşitlik. var mıymış kozmosta eşit lafına yer. eşit dediğin bölünmüş, ayrılmış, ezilmiş bir dünyanın lafıdır oysa. eşit olmaz gece gündüze, olursa denk olur. bu eşek yükü dünyada bir yanın bir yana denkliği gerekir taşımak için, bunu hatırlatır bana, eşekliğimi hatırlatır.
31 Mayıs 2014 Cumartesi
ihanetim gururumdur
Hain diyormuşsunuz bize. Gurur
duyarım. Başkası adına konuşmaya devrimci terbiyem izin vermez lakin katletmeye
soyunduğunuz insanların affına sığınarak söyleyeyim, onlar da gurur duyar bu
ihanetten, eminim. Hainler diyormuşsunuz, doğrudur. Haini bol bir direnişin
içindeyiz. Erkekliğin iktidar olduğu bir toplumda, o erke ihanet eden
erkeklerden oluşan hainler var aramızda. Sırtlarında tacizci bir kambur, üzerlerinde
kalın bir kabuk olan o erkekliğin egemenliğiyle mücadele eden erkekler. İhanet
ettikçe özgürleşiyoruz. İşi gücü doğurmak, erin arkasını toplamak olan, kölelik
üzerlerine sıfat diye yapıştırılan, hücresi olan evin içindeki esir kadınlar,
mal olarak görülen kadınlığa ihanet ediyorlar. İhanet ettikçe özgürleşiyoruz. Üstünlük,
arilik masallarıyla pohpohlanıp, kendinden başka herkese düşman edilmeye
çalışılan Türklerden oluşan bir hain topluluğu da var. Roboski vicdanı, Hrant kardeşi olan hainler. İnkılap tarihi kitapları
kafasına çalınan, kafası betona döndürülmek istenen ve artık o kafayı kırmaya
girişen hainler. İhanet ettikçe özgürleşiyoruz. Bugün pazarda rantı en yüksek
ürün haline gelen Sünni Müslümanlık da eksik kalmadı ihanete uğramakta. Alevinin
kuyruklu, Ermeni’nin boynuzlu olduğu, Çingene’yle sevişmenin artık abdest
tutmaz hale sokacağı safsatalarıyla büyümüş ama artık cemi de, canı da ciğerine
sarmış Sünnilerden oluşan hainler var aramızda. İhanet ettikçe özgürleşiyoruz. Sınıflarına
ihanet eden burjuvalar, zengin çocukları var aramızda. Kardeşçe paylaşmaya
inanmış, sömürünün yok edildiği başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan
hainler. İhanet ettikçe özgürleşiyoruz. Hepimiz insanız değil mi? İnsanlık, o
da tartışmalı bir konu. Gezegenin sahibi, her canlının hakimi, dünyanın altında
üstünde ne varsa kendine istediği gibi alan efendi insanı reddeden insanlar var
aramızda. İnsan diye yutturulmaya çalışılan asalak, sömürgen canavarı kabul
etmeyen, bir halt sandığınız insanlığa, insanlığına ihanet edenler, kendini
gezegenin sadece bir parçası olarak görenler, cinsinin hainleri var. İhanet
ettikçe özgürleşiyoruz. Bitmedi, bitmeyecek de ihanet hikayemiz. Bizi
birbirimizden uzaklaştıran, bizi köleleştiren, üzerimize yapıştırılmaya kalkan
ne kadar safsata etiket varsa o kadar da hainimiz var. Bu noktada ihanette
sınır tanımıyoruz.
Bize hain diyenler varmış,
amenna. Efendilere harcayacak nefes yok. Onların sarıldığı her şeye ihanet
etmek boynumuzun borcu. Ama hain diyenlerin arasında enteresan insanlar da var.
Açlıktan sürüm sürüm sürünen, taşeron işçilikte kemikleri sızım sızım sızlayan,
efendinin ayağının altında sömürüldükçe sömürülenler. Bizlerin karşısında
dikildiğimiz, bizlerin katili efendilerin kurbanları olan şaşkınlar. Siz neyin
ihanetindesiniz? Bizim hainlerimiz sınıflarına, statülerine, üzerlerine yapışan
sömürü sıfatlarına ihanet ediyor, bizim hainlerimiz vicdanlarıyla, özgürleşmek
uğruna ihanet ediyorlar. Ya siz neyinizle, ne pahasına, ne amaçla ihanet
ediyorsunuz?
Bu daha başlangıç, ihanete devam!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

